Kaya Kuzucu

Kaya Kuzucu

ayın Fatih Kaya Kuzucu, sanatçılık hayatına başlama sürecinizi ve bu yolda kimlerden etkilendiğinizi anlatır mısınız? Klasik söz gibi gelecek ama ben kendi sazımı ilkokul beşinci sınıfta iken yaptım.O sazım hala duruyor Keşke o zamanlar okullarda flüt ve mandolin yerine BAĞLAMA’yı öğretselerdi.Bu günkü müzikle olan bilgi ve becerilerimizi daha ileri seviyelere taşıyabilirdik..

Klasik söz gibi gelecek ama ben kendi sazımı ilkokul beşinci sınıfta iken yaptım.O sazım hala duruyor Keşke o zamanlar okullarda flüt ve mandolin yerine BAĞLAMA’yı öğretselerdi.Bu günkü müzikle olan bilgi ve becerilerimizi daha ileri seviyelere taşıyabilirdik..

O yıllarda MALATYALI Fahri KAYAHAN’ı, Aşık VEYSEL’i, Muharrem ve Neşet ERTAŞ’ı çok dinler DADALOĞLU’nu, KARACAOĞLAN’I, KÖROĞLU’nu sürekli okurdum. PİR SULTAN, zaten bizim oralarda dünyaya geldiğimiz andan itibaren sürekli dinlediğimiz ustalardandır. Benim müzik alanındaki yapılanmamın önemli olan kısmını, yaşadığım yörenin makamsal yapısı oluşturur özellikle ARGOVAN ağzı ve BARAK’lar, ayrıca AVŞAR ağzı bestelerde, beste kalıplarında kendini göstermektedir.

• Bugüne kadar çıkarmış olduğunuz eserler hakkında ve son çıkardığınız eser içindeki bir parçaya klip çektiniz. Çektiğiniz bu klip hakkında bilgi verir misiniz?

İlk albümüm, 1988 yılında çıkan “Bir Gün Geri Döneceğiz” bizim camiada 1980 sonrası ve öncesi ilk bandrollü çıkan albümdür.Bu albümde ki eserler incelendiğinde bizim camianın psikolojik tahliline büyük ışık tutacaktır.Bir dönemin halet-i ruhiyyesini anlattığına inanıyorum.

İkinci albüm 1991 yılında “Adak” bu albümü hazırlayıp askere gittim fakat kaset yaptığımız firmanın vazife ahlaksızlığına uğradım. Nasıl mı oldu? Ben master kaseti firmaya teslim ettim fakat firma diğer sanatçıların satılmayan kasetlerinin üstüne kayıt yaptı. Durum böyle olunca bariz bir deformasyon gerçekleşti.

Üçüncü albüm “Yolbaşçı” 1993 yılında yaptık. Yine o zamanların milli meselelerine değindik.O yıllarda Balkanlar, Türkmeneli, Kıbrıs gibi meselelere parmak bastık.”Başbağlar” gibi unutulmaz bir olay yaşadık.O hadiseyi dile getirdik.Bu albümde beste türküler ağırlıktadır.

Dördüncü albüm “Kızıl elma 1” yıl 1995 bu ideolojiyi anlatan eğitime yönelik bir eserdi.

Beşinci albüm ”Tasavvuftan Halk Müziğine” adlı çalışmadır bu çalışma benim yüksek lisans tezimin konusudur.”Aşıklık ve Ozanlık Geleneğindeki Makamların Türk Tasavvuf Musikisindeki Makamlar ile Ortak Olanları ve Kullanıldıkları Alanlar” adlı çalışmamız hem sahneye aktarıldı hem de kasete bu çalışmada segah, uşşak, hüseyni, rast, nihavent makamları ağırlıklı olup unutulmaya yüz tutmuş olan ve hemen hemen uygulamadan kaldırılmış veya uygulanmıyor oluşudur. Bu albüm 1996-97 yılında tamamlanmıştır. Çift minareli bir camiden çift Müezzinin ezan okumasıdır ki Albümde ve Sahnede ayrı bir haz vermektedir.

Altıncı albüm “Kızıl Elma 2” 1997 yılının sonlarında tamamlandı. Bu albümde Türk milletine ait olan dokuz ışık doktrinin müzikal bir biçimde anlatımını içermektedir. Bir eğitim kasetidir. 7. albüm “Ruhların Göçü” adını taşımaktadır çalışmalarımız tamamlandı.1 ay içerisinde de dinleyicilerimize ulaştırmayı planladık. Bu albümde kültürümüze kazandırdığımız beste türkü ayrıca İslâmiyet’den önce mehter müziğimizin modeli olan bir savaş müziği yer almaktadır. Ayrıca bu albümde Ziya Gökalp’in bilinmeyen bir ilahisi yer almaktadır.Yine bu albümde ileriki yıllarda bir gün “Bozkurtların Ölümü” film olarak çekilirse ona müzik olarak kullanılsın diye düşündüğüm bunun ötesinde kendimin gezmiş olduğum Türk illerini gezerken gözlerimi kapayıp bütün geçmişimizi hayal eden melodik yapılı bir gezi tasavvurunun ürünüdür.Ayrıca bu albümde 20 yıldır üzerinde durduğum DESTAN adını koyduğum eser yer almaktadır ki benim için anlamı büyük olan eserdir.

Bu albümde yer alan Turan Yurt (turan turan) adlı esere Kırgizistan’da klip çektik.Tanrı dağlarında çekildi.Issık gölün kenarında daha doğrusu ata yurdumuzda çekildi.

Klibin tamamında naturelllik söz konusudur . Kırgızistan da ki dostlarımız ellerinden gelen yardımı fazlasıyla yaptılar ben onlara özelikle Erhan Arıklıya Mümtaz Çobana , çok teşekkür ediyorum. Biz çok büyük bir aileyiz bunun şuuruna ermek gerek .

• Sizin kurucusu olduğunuz birde Grup Motif adlı bir grubunuz var bu grubu okuyucularımıza biraz tanıtır, çalışmaları hakkında bilgi verir misiniz

MOTİF Müzik topluluğunu 93 yıllarında kurdum topluluğun kuruluşundaki amaç TÜRK müziğini araştırmak ve geliştirmek idi .İleriki aşaması da Türk İslam Sanatları Akademisini kurmaktır o nokta da büyük aşamalar kaydettik inşallah elbirliği ile beraberce bu işlerin üstesinden geleceğiz .Tabi bunları yapabilmek için önce aşk umut sevda gerek bu işlerden zevk almak gerek Ben buradan çağrıda bulunuyorum bu duygu ve düşüncelere sahip insanlara kapımız her zaman açıktır Motif Müzik merkezimiz Cihan sok.37/1 SIHHIYE ANK.TLF.231 19 64

•Sayın hocam birde grup Motif ile tasavvuf müziği ziyafetleriniz oluyor, özellikle Ramazan Ay’larında Türkiye’nin bir çok yerinde programlar düzenlediniz. Tasavvuf müziği icra ettiğimiz atmosferlerde nasıl duygular ve anılar yaşadınız okuyucularımıza anlatır mısınız?

Geçtiğimiz yıl ramazan ayında ve sonrasında otuzun üzerinde TASAVVUFTAN HALK MÜZİĞİNE VE SEMA diye bir dizi konserler verdik her şeyden önce biz kendimiz zevk aldık izleyicilerimiz ise son derece memnun ayrıldılar hatta aynı yerler ikinci defa konser için çağırdılar. Bu çalışmayı yurt dışında da sergiledik .

• 17.Erciyes Zafer Kurultayı’nda Ülkü Ocakları Genel Merkezi’nin organize ettiği gösteriler düzenlendi. Bu gösteriler “Grup Motif” tarafından sahneye taşındı… Ülkücü Hareketin Türkiye’yi kucakladığını gösteren bu programda “horon, halay, Kafkas, semazen ve semah” gibi gösteriler yapıldı ama medya sadece semah gösterilerini kamuoyuna taşıyarak bir MHP-Alevi tartışması yaratmaya çalıştı.Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bizim temel felsefemizin Türkçülüğümüzün milliyetçiliğimizin kısaca ifade şekli bize ait her şeye aşık olmaktır..Bu bir toz zerresi bile olsa… Dolayısıyla Erciyes’te Kurultay’da ideolojimizi sanatımızla ifade etmeyi başardık sanırım. Basında özellikle bir kısmı “Ülkücüler semah dönü semah döndü ne oluyor?”gibi bir şaşkınlık ifadesi içerisinde bulundular bir kısmı da çok memnun olduklarını ifade ettiler. Burada sitemim Aleviliğin simsarlığını yapan Alevilikten geçinen kişileredir. Bunlar, hemen lüzumsuz tavırlar işin aslını öğrenmeden sermayelerinin ellerinden çıkmasından korktukları için her zaman ki fosilliklerini yerine getirdiler. İşin gerçeğini Alevi-Sünni kardeşlerimize bütün ayrıntılarıyla anlatayım: Yayladaki alana ana sahnenin dışında ana sahneden 200 metre uzaklıkta 75 er metre aralıkta 3 ayrı platform kuruldu yerden 2.5 metre yükseklikte ruhların göçü adlı eseri seslendirdiğimizde birinci platformda Semah-İkinci Platformda Kafkas-Karadeniz Zeybek, Üçüncü platformda sema dönüldü. Bu değerler bizim olmazsa olmazlarımız olmuştur artık.Bu hadisenin sanat yönü zaten tartışılamayacak kadar doruk noktadadır.Esas plan önemlidir.bu değerlerin kaynağı bir bu kaynaktan beslenenlerde bir. Hepsi bir milletin değerleri bu değerlerin taşıyıcısı, koruyucusuydu, bu milletin evlatlarıdır. Biz böyle düşünürüz bölücülük yapanın yada hır çıkaranların tabağını ayrı koyarız. Biz Hacı Bektaş’ın Yunus’un Mevlana’nın sofrasından karnımızı doyururuz.

• Türkiye’nin meseleleri karşısında bir ülkücü, aynı zamanda bir sanatçı olarak, Türkiye’nin içinde bulunduğu nasıl değerlendiriyorsunuz ?

Ülkemizin içinde bulunduğu durum fazla iç açıcı değildir.lakin uzun uzadığa değerlendirmeden ziyade şunu net ifade edeyim:T.C devleti ilelebet yaşayacaktır..Olan olaylar psikolojik direncimizi kırmasın bu millete bu devlete hiçbir yapamazlar.Vakti geldiğinde Milletçe üzerimize düşen ne ise yaparız o zaman bu milletin düşmanlarına şimdiden acıyorum.

Çünkü hani diyordu ya o büyük usta Kürşad Marşında:

Bu kaynaktan içenin

Yürekleri tunç olur

Türk’e kefen biçenin

Ölümü korkunç olur!

• .Sizce müziğin millililiği söz konusu mudur?

Elbette; teknik olarak müzik evrenseldir izah edeyim senkop dörtlük nota, sus işareti, senyo, sol anahtarı, porte notalar Yunanlı için de Alman için de Rus için de bir Çinli içinde Türk için de aynıdır. Forumları, makamları, kullandıkları enstrümanları, inançları, zevklerinin farklılıkları her milletin milli musikisinin çerçevesini çizer. Örneğin Ferhat ile Şirin’in sevdalarını ancak biz ifade edebiliriz. Bir alman bir Fransız Ferhat ve Şirin’in aşklarına aşklarının dercesine akılda erdiremez, onu melodik müzikal bir biçimde ifade edemez.Bir sema, semah, inançlarımızın ifadesinin sonucudur.Estetiğin doruk noktaya ulaşması Türk milletinin kültürüne ait olduğu içindir. İnançlarıyla yoğrulduğu içindir. Bir bağlamanın tınısından neyin sesinden çoban kavalının yanık yanık üflenmesinden aldığımız hazzı başka bir topluluk hoşlanabilir ama hazzı ve heyecanı duymayabilir bu normaldir. İşte bu hadise müziğin milliliğiyle ifade edilebilir.

•Topluma sunulan müziğin kategorilere ayırmamız mümkün müdür?Bize kazandırdığı nedir?

Mümkündür ve önemlidir çünkü: Yılmaz Öztuna musiki sözlüğünde piyasa kelimesiyle bu sorunuza parmak basmış. Sanat ile eğlence müziği ayırt etmiş. Tolstoy ise “bir kimsenin sanatçı olması ahlaksızlığı meşru bir zemine oturtma hakkını vermez” diyerek bu alandaki görüşümüzü desteklemiştir. Önemine gelince:

Birincisi: herkes yerini bilir. Sanatçımı yoksa şarkı söylemeye çalışan bir kişi mi? Ayırt edilmiş olur

İkincisi: Türk musikisindeki yozlaşmaya son verilir seviyesi yükselir. Gerçekten sanatla uğraşanlar saygınlık kazanır. Örneğin; sanatçı besteyi yapar vitrinde fazla görülmez. Sahne cambazları alıp piyasa dediğimiz alana sokarlar. Popülizm adına her şeyi yaparlar günümüzde olduğu gibi seviyesiz konuşmalar, uygunsuz davranış ve giyim biçimleri ayyuka çıkar.

Üçüncüsü: Bir milletin fertlerin karakter mühendisliğinde sağlam bir çerçeve sununmuş olur.

• Sayın hocam, okuyucularımıza ve dinleyicilerimize son olarak vermek istediğimiz mesajlar varsa onları da alalım ve bizlere zaman ayırıp, bu güzel sohbeti gerçekleştirdiğini için sizlere teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Bu alanda bilinçli bir dinleyici olmayı öneririm. Çünkü bilinçli bir dinleyici baştan beri konuştuğumuz ve parmak bastığımız konularda oto kontrolü sağlar. Her şarkı söylemeye çalışana, şarkı yerine gürültü ifade edenlere pirim verilmeyeceğini bilir. Değerinden fazla değer verilmesi haddini bilme noktasında zaaflara yol açıyor. Örneğin; aşıklık, ozanlık çok ayrı bir şeydir.2 türkü okumak 2 söz yazmak, 2 şarkı söylemek aşıklık ve ozanlık değildir. Mesela ben, sürekli karşılaşıyorum, ‘ozanım’ diye hitap ediyorlar. Doğru değildir; nezaketen de kullanılmış olsa doğru değildir. Çünkü bu kavram çok önemli bir kavramdır. Türklerin tarih sahnesine çıktığı günden itibaren çok önemli fonksiyonları yüklenmiştir. Aşık ve ozan olabilmenin 12’ye yakın merhalesi vardır.

Sanat aracılığıyla bölücülük yapanların ayırt edilmesi gerekir. Yaptıkları işlerle kime hizmet ettiklerini iyi bilmeleri gerekir. Türk müziğini geliştiriyorum veya sevdiriyorum diye kültür dokularımızı tahrip etmelerine izin vermemek görevimizdir. Hele hele Türk milliyetçilerinin veya Türk milliyetçisi olduğunu söyleyenlerin bu konularda hassas olması gerekir. Söylediklerimi nasıl algılarlarsa algılasınlar, net olarak şunu bilsinler; siyasal arabesk yapmaktan artık sıyrılmak lazım. Okullarımızda halk edebiyatına, halk müziğine önem verilmeli. Bağlama eğitimi ve öğretimi müfredata alınmalıdır. Saygılar sunuyorum, teşekkürler.

Sanatçıya Ait Eserler