İbrahim Tanrıkulu

İbrahim Tanrıkulu

Ah Şehadet, bekliyoruz, buradayız!

İbrahim Tanrıkulu’nun ince ve tatlı sesinden yıllar yılı dinlediğimiz “Ah Şehadet” ezgileri, damarlarımızda gezinen sıcacık kanımız gibi taptazedirler..

 

 

Yüreklerimizi şenlendiren ve canlandıran sazlı-sözlü sunumlar vardır, yorumlar vardır. Bir vakit söylenmiş ve öylece akan zamana hediye bırakılmıştır. Kimler dinleyecek, kimler anlayacak ve kimler saklayacak onları, tahmin edilmez. “Söz, söyleyenin neresinden çıkarsa dinleyenin de orasına varır.” vecizesi aklımızın bir köşesinde. O köşede sakince istirahat ederken, işte böylesi durumlarda gerçekliğini dışa vuruyor canlı canlı.

Ezgilerimiz-marşlarımız var bizim. Söyleyenlerimiz yüreklerinin tâ en ihlaslı ikliminden kotararak getirirler onları biz dinleyenlerine. Dinledikçe dinleriz ve öyle ki bu dinleyişle dinleniriz, demleniriz, bileniriz, direniriz, çoğalırız, donanırız ve dolaşırız belde belde tüm mazlum coğrafyaların mahzun kalplerini. Belki uzaklara açılırız; lakin vardıklarımız kendimizdir, kendimizdendir, kendimizdedir.

Sevdası olanın bitimsiz ezgileri olur. Onları her türlü şart ve ortamda hem dinler hem de söyler. Eskimez, eskitmez, eskitilmezdir onlar. İnancı işler kare kare her bir ahenginde. Susmak mı, susturulmak mı? Bunların esamisi bile okunmaz. Dokunmaz böylelikler o kıvılcım sancağına, o kandil sadağına.

Nezir Ergenç ve Tahsin Sönmez’dir o iki kaygılı ve davalı genç dimağ

 

Nezir Ergenç, Tahsin Sönmez, İbrahim Tanrıkulu, Ah Şehadet albümü

Ah Şehadet

 

ezgi albümüne gelecek sözlerimiz gelmesine ama, kolay olmuyor, hemen dolmuyor saflarımız. Etkisi yıllar öncesinden birikerek geldiğindendir ki, tükenmezliği de beraberinde taşıma güzelliğindedir bu albüm. İki sevdalı yürek doksanlı yılların başında sözlerini yazmış, bestelerini yapmış ve bir kasete okuyarak İslamoğlu Yayıncılık’a göndermişler onu. Şöyle tok sesli Müslüman sanatçı kardeşlerinden birisinin okumasını düşlemişler ezgilerini. İslamoğlu Yayıncılık da o günün heyecanlı ve bereketli seslerinden İbrahim Tanrıkulu’nun okumasını layık görmüş ve Ocak 1993’te “Ah Şehadet” isminde bir ezgi albümünü, tarihimizin şahitlik sürecine kederlice bırakmıştır.

 

Nezir Ergenç ve Tahsin Sönmez’dir o iki kaygılı ve davalı genç dimağ. Bugün elli yaşlarına merdiven dayamış olsalar da, gençliklerini paslandırmamışlar, hep ışıldatmışlardır. Tahsin Ağabey, “Aslında kaseti, daha tok ve kalın sesli bir kardeşimizin okumasını isterdik.” demişti kendisiyle kaset üzerine konuştuğumuzda. O tarihlerde, en tok sesli müzik adamlarımız olarak Adil Avaz’ı ve Mesut Yabanigül’ü hatırlayabiliriz. Biri ‘Meydan okuyoruz er meydanında/ Kavgada meydan, fikirde meydan.’ derken, bir diğeri de ‘Yağmur beni, rüzgar beni, kar beni/ Üşütmüyor aşkın varken yar beni.’ diyordu karar mahreçli güfteleriyle. Sonuçta Tanrıkulu’nun nasibineymiş bu albüm. İyi de olmuş ama, yakışmış ses tellerine.

Asrın zulmünü taşlamaya davet edici bir mahiyet içeriyor bu “İntifada”

İbrahim Tanrıkulu’nun ince ve tatlı sesinden yıllar yılı dinlediğimiz “Ah Şehadet” ezgileri, damarlarımızda gezinen sıcacık kanımız gibi taptazedirler. Hangisinden söz etsek ki! Albüme ismini veren “Ah Şehadet”i mi dillendirsek! Onunla ölmenin şeref; ikramın, izzetin, kıyamın, zaferin, hayatın ve ebedin onda olduğunu öğretti bize bu ezgi. Tağutları def etmeyi, darmadağın bir halde bırakmayı tavsiye eden inkılabî bir ezgidir “Vuralım Tağutlara.” Her kıyamın bir şehid doğuracağını ve zaferlerin kaçınılmaz olacağını haykırır “Bir Kıyam Bir Şehid.” Şahidlerin cennet kokan kanlarına and içen öfke ve kavga dolu sözler yumağıdır “Laleler” ezgisi.

Şehidlerin yadigârı olmayı, şehadete sevdalanmayı ve hak yol İslam bağlısı kalmayı sadrımıza yazan “İnkılap” eseri, zulmün üzerine gözlerini kısarak yürümeyi terk etmeyenlere bir selamdır esasen. Muvahhidlerin Kelime-i Tevhid uğruna yürüyüşlerinin nihayetini taclandıran “Devrim Muştusu” var bir de. İçinizdeki ve dışınızdaki tağutları-putları yerle yeksan etmenin dersini alıyorsunuz onu dinlerken. ‘Ey Muhammed ey Muhammed, senin yolundayız ya Muhammed!’ nidası özlem diyarının kapılarını açıyor bize “Vahdet” ezgisinde. Sonra dirilmekten dem vuran nasihatçi bir çalışmayı gönül hoşnutluğuyla dinliyoruz: “Diriliş.”

Albümü albüm yapan en ağır yorum diyebiliriz ki “İntifada”dır. Ağırlığı, ağıtlara fark atar. Çocuk, kadın demeden tüm mümin elleri asrın zulmünü taşlamaya davet edici bir mahiyet içeriyor bu “İntifada”. Kıyamdan ödün verilemez ve ‘zalimler pek yakında nasıl bir inkılapla devrileceklerini göreceklerdir.’ (Şuara, 227) ayetini gönlümüzde güncelleyendir “İntifada”.

İbrahim Tanrıkulu sadece bu albümden seslenmemiş bizlere

Dedik ya hani ezgilerimiz var bizim… Şu halde ey sevdamız kar bizi. Çoğaltarak tüm dünyaya yay ey yâr bizi.

İbrahim Tanrıkulu sadece bu albümden seslenmemiş bizlere. Onun içimizi kıpırdatan müşfik sesini “Kalksam ve Dirilsem”, “Elbet Sorulur”, “Dayan Mücahidim”, “Uyan Artık” albümlerinde de duyuyoruz, dinliyoruz, fark ediyoruz. Gelinen süreçte ne yapar, ne eder, ne eker, ne biçer, ne söyler… bilemiyoruz. Aslında bilmek istiyoruz. Yirmi yıl öncesinin direngen soluğu olan bu adamı, bu Müslümanı sormamak, merak etmemek bizliğe yakışmaz, ahlakımızla çakışmaz.

Allah (azze ve celle)’den ona ecrini kat kat vermesini diliyoruz. Bir şey daha var dileğimiz olarak ki; ağabey elma dersek çık, bütün nebatatı saysak yine çık. Bekliyoruz ve sizleri duamıza ekliyoruz hasretli bir şekilde, kardeşçe ve ümmetçe…

 

Fatih Pala yazdı

 

 

Kaynak

Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yazarsanız Seviniriz Teşekkürler